Mikrodiskektomi Nedir ?

Boyun, bel ya da nadiren sırt bölgemizde oluşan fıtıkların, dokulara en az hasar vererek temizlememizi sağlayan bir yöntemdir. Mikroskobun dar bir tüneli aydınlatıp, bir de büyütme sağlayarak güvenli cerrahi olanağı sunması klasik çıplak göze üstünlüğüdür. Aynı olanağı sunan “endoskopik ” tekniğe üstünlüğü de, cerraha üç boyutlu görüş altında çalışma avantajıdır. Klasik teknikte, örneğin tek mesafe fıtık yaparken, ameliyat sahasını aydınlatabilmek için ışığın içeriye yeteri kadar girmesini sağlayacak büyüklükte bir kesi yapmak gerekir. Yani, çalışmamız gereken iki cm lik bir yara yerine beş altı cm lik bir yara açmak zorunda kalırız. Ayrıca sinir etrafında çalışırken ameliyat mikroskobu kullanmakla dokuları  üç boyutlu olarak, daha iyi görür ve daha güvenli çalışırız. Cihazlarını üreten firmalar tarafından yoğun olarak desteklenen endoskopik yöntemle de küçük yaradan çalışmak mümkündür ama görüntü televizyondaki gibi iki boyutludur, ayrıca kullanılan kavrama gücü zayıf aletlerle ancak kanala taşmış serbest parçalar çıkarılabilir, omurga aralığındaki derin yerleşimli parçalar tam temizlenemez. Endoskopik teknikle yapılan ameliyatlardan sonra tekrarlayan fıtıklaşma görülme sıklığı daha fazladır. Bir cm genişliğinde mini Taylor ekartörü , yüksek devirli tur, hava basıncı ile çalışan kemik kesiciler sayesinde mikrodiskektomi cerrahın amacına erişimini dokulara en az zarar vererek sağlar.

 

Sarı bağın korunması hikayesi: 

Omurgamızın arka tarafta birbirine tutunmasında katkıda bulunan “sarı bağ” ( tıbbi adı: ligamentum flavum), mikrodiskektomi tekniğine yaptığım kişisel katkı ile cerrahi sırasında muhafaza edilmesi gereken bir dokumuzdur. Omuriliği saran kılıfın üzerinde yer alan bu bağ, bel fıtığı cerrahisi esnasında, cerrahın gireceği odanın kapısı gibi kullanılabilir. 27 yıldır, sarı bağı koruyarak yaptığım ameliyatlardan sonra bel fıtığı tekrarlayan hastaları ikinci kez açtığımda dikkate değer düzeyde sinir çevresinde çok az yapışıklık saptadım. Benim ameliyat esnasında video kayıt ile saptadığım bu durumu, MR raporunu yazan radyoloji uzmanı da ameliyat edildiğini fark etmeyerek, ya da minimal yapışıklık (fibrozis) saptandığı şeklinde ifade ederek aynı şeyi belirtmektedir. Tıpta ben yaptım oldu dayatması kabul edilmez. Bilim kanıt arar, bizim alanımızda da kanıta dayalı tıp kıymetlidir. MR teknolojisi her geçen gün bize yeni bilgiler sağlamaktadır. Görüntüleme yanında, dokuları analiz etme, akım ölçme, fonksiyonel veri sağlama gibi çok kıymetli bilgiler sunmaktadır. Bir gün cerrahi sonrası ameliyat sahasında oluşturduğumuz iyileşme dokusu, yani nedbenin rakamsal miktarını ölçmek günlük pratiğe girecektir. Sarı bağı korunmuş ameliyatlarla, klasik, yani bağın çıkarıldığı olgularda gelişen nesne dokusunun sayısal olarak saptanıp karşılaştırması sonuçları bizi haklı çıkaracaktır. Gençler için incelemeye değer  bir tez konusu sunmuş oluyorum. Ameliyat edilmiş yeri tekrar ameliyat etmek cerrah için de hasta için de istenen bir durum değildir. İlk ameliyatı yapan cerrah, benzetme yaparsak arabasını otoyolda sürer, dokular doğal, cerrahi sıyırma kolay, komşu dokular arası yapışıklık yoktur. Oysa ikinci ameliyatta, öncesinde bıçağın geçtiği her yer, bedenimizce tamir dokusu ile örüldüğünden, yol artık otoyol değil, arka sokaklar, bazen keçi yoludur, yavaş gitmek, yavaş ilerlemek zorundayız. Doğaldır ki, cerrahı sinir eden, onu strese sokan şey, çevre doku ile sinir arasındaki yapışıklıklardır. Cerrah siniri zedelememek için çok dikkatli, bir o kadarı da stresli çalışmak zorundadır.  

Sarı bağı korumayı klasik usulle ameliyat edilmiş hastaların nüks etmiş fıtıklarını ameliyat ederken keşfettim. Böyle hastaları ameliyat ederken önceki ameliyatta kenarlarda bırakılmış sarı bağları temizlerken dikkatimi çeken durum, sarı bağı korumam gerektiğinin yararlı olacağı düşüncesini doğurdu bende. Nüks cerrahide kenarda sağlam kemiğe ulaşmak cerrahın ilk hedefidir, buraya ulaşana kadar yoğun nedbe dokusu içinde boğuşarak yavaş yavaş ilerlerken, kenarda kalıntı sarı bağın altına ulaştıktan sonra hızlandığımı, daha az yapışıklık olduğundan, dokuların rahat ayrıldığını fark ettim. En kenara ulaşmak demek sinirin dışında olmak, sinire zarar vermekten kurtulmak demektir. Sarı bağın kalıntıları ile sinir ve çevre dokuları arasında nedbe dokusu gelişmemiş ve bana yardımcı olmuştu. Her tarafa yayılan nedbe, siniri örten bağ ile sinir arasında ilerlemiyordu. Sinir üzerindeki sarı bağ örtüsü bir battaniye gibi siniri koruyor ve nedbenin araya girmesine engel oluyordu. Bu tespitleri bana yaptıran mikroşirürji tekniği, yani ameliyat mikroskobunun sağladığı aydınlık ve büyütme idi. Bu saptamadan sonra sarı bağ benim için korunması gereken yapıydı ve de öylede oldu. 27 yıldır, anatomik yapısı uygun hastalarda, yani sinirin yerleştiği kemik kanal girintisi ve açısı normal olanlarda sarı bağı koruyorum. Bu hasta gurubu genellikle genç olan insanlardır, yaşlanınca durum farklı oluyor.

Sarı bağı koruduğum hastaları ikinci kez ameliyat ederken beni hayrete düşüren, bir bakıma da sevindiren bir bulgum oldu; önceki ameliyatta kemikten ayırıp sinirin odasına girerken kapı olarak kullandığım sarı bağ, eski yerine sanki hiç açılmamış gibi monte olmuştu. Bir kaç yıl geçmiş hastalarda kemiğin de kısmen büyümesiyle, ilk ameliyatta yaptığım gibi hem kemiği bir miktar almak, hem de sarı bağı bağlantı kurduğu kemik kenarlarından tekrar ayırmak gerekiyordu. Sarı bağı kaldırdıktan sonra girdiğimiz sinire ait odada da hastanın ve cerrahın lehine bir durum daha vardı, bağ ile sinir arasında nedbe dokusu yoktu. Bu bulgu, sarı bağı alınan hastalarda her zaman bulduğumuz kalın nedbe dokusu ile kıyaslanmayacak kadar az ve doğala yakındı. Bu nedenle de ameliyat süresi de, ilk ameliyat olan hastalarla aynı idi. 

Bulgularımızı bilimsel bir temele oturtmak için, bu konuyu yıllar önce bir asistanıma tez olarak verdim. Hastaları ileriye dönük (tıptaki adıyla prospektif çalışma) olarak takibe aldık. Bir yıl daha geç sürelerle bel MR’ında saptadığımız nedbe dokusu miktarını, sarı bağın korunmadığı kontrol gurubu ile kıyasladık. Sonuçlar beklediğimiz gibi olumlu idi. Bu çalışmayı dünyanın saygın hakemli sürekli dergisinde (ABD) yayınladık.